2mi3.com
13/03/2026
İkonalarda Zulüm, İnfaz ve İblisler, Bölüm:1
Bizim kiliselerin ikonaları pek ilginçtir. Bu inanç sistemine dahil olmayan veya konunun içine hiç girmeyenler bunları sadece basit birer resim gibi görebilirler. Oysa hepsinin stiline bağlı olarak değişen türlü türlü anlamı vardır. Bir kısım ikonalar portre olarak çizilmiştir. Bazı ikonalar ise, doğum, vaftiz, ölüm ya da diriliş gibi anları resmeder. Bir de 'vita ikona' diye geçen bir stil vardır ki adeta bir çizgi roman sayfası gibidir. Bu vita ikonaların tam ortasında, bir aziz veya azize, çevresinde de sayısı değişkenlik gösteren kareler içerisinde bu kişinin hayatı resmedilir. Zaten bundan dolayı, Latince hayat anlamına gelen Vita kelimesi ile anılır bu ikonalar.
Ancak bu ikonaların anlattığı hayatlar pek huzurlu değildir. Sorgular, zindanlar, işkenceler, mucizeler, tuhaf yaratıklar ve elbette infaz sahneleri bu karelerde yer alır. İşte bu araştırmam tam da bu noktada başlıyor: İkonalarda Zulüm, İnfaz ve İblisler.
Bu ikonalarla tanışmam çocuk yaşlarda olmuştu haliyle. “Aman çocuk görmesin, korkmasın, etkilenmesin. O film, o kitap yaşına göre değil” diye çekinilen ne varsa çoğunu bu ikonaların içinde görmüştüm. Ama ne yalan söyleyeyim, hiçbir zaman korkmamıştım. Aksine hep ilgimi çekmiş, vita ikonalarının önünde dakikalar geçirmiş, hayal gücümde bu çizimleri izlediğim üç dört çizgi film ile bağdaştırmıştım. Hala da öyle...
Yıllar içinde okudukça ve öğrendikçe, vita ikonalarda geçen sahneler benim için daha fazla anlam taşımaya başlamıştı. Nasıl çarmıha gerilen tek insan İsa değilse, yakılanlar, işkence görenler ya da vahşi hayvanlara atılanlar da sadece azizler değildi. Tüm bunlar, o çağların gerçek sorgu, işkence ve infaz yöntemleriydi. Üstelik bu küçük küçük karelerde resmedilen mekanlar bile önemli detaylar taşıyabiliyordu.
Devamı Yorumlarda!
03/02/2026
• Ayasofya •
‘İstanbul Bizans Açık Hava Müzesi’ Özel Bölüm
Uzun bir süredir 'İstanbul Bizans Açık Hava Müzesi'nin kaydını tutuyor ve kendimce bunun haritasını oluşturuyorum. Zeyrek, Kalenderhane, Tekfur, Gül, Binbirdirek, Yerebatan, Bukoleon, Polyeuktos, Küçük Ayasofya... anlattım durdum da, bu süreçte şu meşhur Ayasofya'nın çevresinde, bahçesinde, giriş kısmında dolandım sadece. Pek elim gitmedi Ayasofya'yı yazmaya, anlatmaya. Bugün bir arama motoruna 'Aya' yazdığımız an 'Ayasofya' diye otomatik tamamlanan, hakkında kitaplar, makaleler, belgeseller, yerli ve yabancı sayısız araştırma yapılan, sosyal medyada hakkında içerik çıkmayan bir dakikanın bile olmadığı, bu çok özel mekan hakkında, aynı bilgileri tekrar etmek istemedim.
Biliyorsunuz; yüzlerce ömür kadar yaşlıdır Ayasofya. Şu an tam 1489 yaşında. Üstelik o da en son inşa edileni, şu bizlerin gördüğü. Hemen karşısında yer alan İstanbul'un bir diğer simgesi Sultanahmet Camii ile tam 11 asırlık yaş farkı var aralarında.
Görüyorsunuz; kocamandır, çok da dayanıklıdır. 1999 depremini yaşamış binalarımız çürük raporu alırken, yüzlerce deprem yaşamış da hala ayakta, dağ gibidir Ayasofya. İsidoros ile Anthemius'un hakkını vermek, ancak Sinan'ı da unutmamak gerek.
Yapıldığı günden bu yana, bu kadar çok merak edeni, ziyaretçisi olan başka bir yer daha var mıdır acaba? 1400 sene evvel 'Büyük Kilise'de kutsal emanetleri görelim' diye gelenlerden, 'Ayasofya'da namaz da nasip oldu' diye gelenlere; müze olduğu yıllarda en ufak bir detayını merak ettikçe gelenlerden, bugün giriş ücreti çok yüksek olsa da esirgemeyip 'Restorasyona giriyormuş, bir ömür görülemeyebilirmiş' diye gelenlere, kim bilir kaç milyon insan girmiştir kapısından içeri?
Devamı Yorumlarda!
Click here to claim your Sponsored Listing.
Category
Contact the public figure
Website
Address
Istanbul