Az Efe

Az Efe

Share

Necati Küçük (Az Efe)
Kayalı, Akman ve İntihar Eden Öğretmen Okulu adlı kitapların yazarı, Diomeder, Atioyomed, Anşoyad ve Şairler ve Bestekârlar Derneği üyesi, Emekli Turizmci, Çiftçi

Photos from Az Efe's post 09/10/2025

Az Efe ANTALYA KİTAP FUARINDA

Ege Bölgesi kırsalında dağınık halde yaşayan Yörüklerin yaşam biçimlerinden ve kültürel miraslarından kesitlerin sunulduğu KAYALI, bir yatılı okul öğrencisinin gözünden Türkiye'nin yetmişli yıllarının anlatıldığı İNTİHAR EDEN ÖĞRETMEN OKULU ve özellikle eğitim çağındaki çocuklar için hazırlanmış, kahramanları çocuklar ve evcil hayvanlar olan kısa öykü ve fabllardan oluşan AKMAN adlı kitaplarımla, 10, 11 ve 12 Ekim günlerinde Antalya Kitap Fuarındayım. Antalya ve civarında yaşayan kitapsever dostlarımı, takipçilerimi ve sevgili Antalyalıları C Salonu Yerel Yazarlar Anşoyad standımıza beklerim. Sevgilerimle...

10/09/2025

EDREMİT AKÇAY ALTINKUM PLAJI

Kaz dağlarından doğup gelen Zeytinli çayı düz bir alandan denize döküldüğü için denizdeki tekneler gerektiğinde nehirden yukarı doğru yüzebiliyorlardı. Şehrin ortasından akan bu çay üzerinde şehrin iki yakasını bir araya getiren çeşitli köprüler yapılmıştı. Şehrin iki yakasını bir araya getiren son köprü ise Zeytinli çayının deniz ile buluştuğu yerin yakınlarına inşa edilmiş şık bir asma köprüydü. Yayaların çayın öbür yakasına geçmesine olanak sağlayan bu asma köprü aynı zamanda bölgeye gelen yerli ve yabancı turistlere görsel bir obje sunmak amacıyla da yapılmış gibi görünüyordu. Asma köprünün fotoğraflarını çekmeye çalıştığımız dakikalarda iki gencin çığlık atarak balıklama çayın serin ve de derin sularına atladıklarına bakılırsa, bu köprü aynı zamanda cesaretlerini test etmek isteyen gençlerin de uğrak yeriydi. Başınızı kaldırdığınızda ise ufku boydan boya Kaz Dağları kaplıyordu.

Asma köprünün güneydoğu yönünde Edremit’in meşhur Akçay Altınkum plajı uzanıyordu. Yaklaşık yirmi metre genişliğinde düz bir hat şeklinde uzanan plajın kumları, ne binlerce yıl boyunca dalgaların hareketleriyle yuvarlatılmış, kaynamış bulgur büyüklüğündeki minik taşlardan oluşan Kleopatra plajının kumlarına ne de çok ince olmasına rağmen toprak içermediği için asla bulanmayan İncekum plajının kumlarına benziyordu. Altınkum plajının kumları daha ziyade inşaatlarda kullanılan sıva kumuna benziyordu. Deniz kenarlarında alışık olduğumuz yosun ve iyot kokusu burada yerini biraz daha ağır bir kokuya bırakmıştı. Kumsalın bir gerisinde ise beyaz ve beton grisi renklerdeki parke taşlarından özenle döşenmiş bir yürüyüş yolu uzanıyordu. Yürüyüş yolunun kenarı boyunca çınar ağaçları ve dekoratif sokak aydınlatmaları sıralanıyordu. Ağaçların gerisinde ise mavi renkli bisiklet yolu vardı.

O gün hafta içi olmasına rağmen kumsal çok kalabalıktı. Sanki insanlara, denize girebilmeleri için tek bir gün verilmiş de bu fırsatı değerlendirmek için herkes plaja gelmiş gibiydi. Ortalık anacık babacık günüydü. Yalnız bizim güney sahillerinde bolca görmeye alıştığımız yabancı turistlerden ya da kıyafetleri kapalı olmasına rağmen kendilerini deniz kenarına atmış Ortadoğulu ve Arap turistlerden etrafta görünmüyordu. Burada daha ziyade okullar açılmadan önce yazın son güneşli günlerinin tadını çıkarmaya gelen yerli turistler vardı. Bu yerli turistler hem kumların üzerinde hem de yürüyüş yolunda deniz kıyafetleriyle özgürce dolaşıp güneşleniyorlardı.

Yine güney sahillerinde sıkça görmeye alıştığımız plajın gerisindeki tesislere ait sıra sıra yüzlerce plastik şezlong ve aynı model güneş şemsiyelerinden burada yoktu. Olan az sayıdaki şezlong da üst üste istiflenmiş kenara konulmuştu. İnsanlar evlerinden getirdikleri farklı renklerdeki katlanır sandalyeleriyle ve çoğunlukla reklam içeren rengârenk güneş şemsiyeleriyle kumsalı doldurmuşlardı. Plaj havlusunu kumlara serip güneşlenenler ya da kumlara bedenlerini öylece bırakıverenler de denizin ve güneşin tadını çıkarıyordu.

Kumsalın yürüyüş yoluna yakın bölümlerinde belli aralıklarla büyük “T” harfi şeklinde duşlar yapılmıştı. T’nin her iki yanından aşağıya doğru püsküren suların altında aynı anda iki kişi birden duş alabiliyordu. Duşların yakınlarında telefon kulübesi büyüklüğünde soyunma giyinme kabinleri vardı. Yine kumsalın yürüyüş yoluna yakın yerlerinde belli aralıklarla piknik masaları konulmuştu. Piknik masalarının üzerine gölgelik olarak yapılan küçük çatılar sayesinde bu piknik masaları minik kulübelere benziyordu. Plajı locadan seyretmek isteyen aileler bu piknik masalarına kurulmuşlardı. Masaların üzerinde evlerden getirildiği anlaşılan poşetler dolusu yiyecek ve termoslar dolusu içecek vardı.

Kumsalın beton yola yakın bölümlerine uyarı levhaları konulmuştu. İlk yardım, soyunma kabinleri, cankurtaran gibi hizmetlerin yanı sıra ateş yakmak, kamp kurmak, motorlu taşıt kullanmak ve evcil hayvan getirmek gibi yasak olan şeyler de belirtilmişti. Yasak olan evcil hayvan bölümünde bir Pitbull figürü yer alıyordu. Yine kumsal ile beton yolun birleştiği noktalara belli aralıklarla dekoratif çöp sepetleri yerleştirilmişti. Orta yaşlı bir adam kolunu sepetin içerisine daldırıp bulduğu boş içecek kutularını yere atıyor, ayağıyla ezdikten sonra yine tek eliyle bir poşete dolduruyordu. Bu orta yaşlı adamın ne yazık ki diğer kolu yoktu.

Güney sahillerinde, gürültü kirliliği nedeniyle doksanlı yıllardan sonra unuttuğumuz plaj satıcıları buralarda hâlâ iş başındaydı. Malum insanlar güneşlenirken çoğunlukla yüzlerini denize doğru dönerlerdi. Pamuk helva ve tatlı satıcıları da insanların dikkatini çekmek için hem bağırıyorlar hem de kara ile suyun birleştiği sıfır noktasındaki bir çizgi üzerinde yürüyorlardı. Belki biraz da bu nedenle yürüyüş yolunun bir gerisindeki işletmeler sinek avlıyor modundaydı. Aslında hem yürüyüş yolunun gerisindeki çimenlik alanlarda hem de kumların üzerinde oturan insanların ellerinde parlak renkli teneke kutular içerisinde alkollü alkolsüz içecekler görmek mümkündü. Ancak bunlar da daha ziyade ana caddedeki tekel bayilerinden satın alınmışa benziyordu.

Yürüyüş yolunun şehirden tarafında yine belli aralıklarla prafabrik tuvaletler göze çarpıyordu. Genellikle yan yana üç kabinden oluşan bu tuvaletlerin kapılarında kadın, erkek ve engelli figürleri resmedilmişti. Etrafta gişe ya da para ödeme noktası gibi bir yer görünmediğine göre bu tuvaletler ücretsiz olmalıydı. Akçay Altınkum plajı, her şeye rağmen pek çok insan tarafından tercih edilmiş tıklım tıklım dolu güzel bir plajdı. Sevgilerimle.

Necati KüçüK
( Az Efe )

12/08/2025

ÖZ’ÜN ÖYKÜSÜ

Ağaçlar ayakta ölür, derler. Doğrudur. Doğadaki her şey gibi ağaçlar da canlıdır ve ömürleri tükenince ölürler. Ama ağaçlar, diğer canlılardan farklı olarak öldükten sonra da insanlara ve diğer canlılara faydalı olmaya devam ederler. Bazen yakacak olarak, bazen kereste olarak çoğu zamanda kurda kuşa yuva olarak. Ben bu yazımda ben sizlere çam ağacının ölülerinden bahsedeceğim.

Çam ağaçları, ister ayakta ölsünler ister doğal bir afet sonucu yaşamlarını yitirsinler önce dış kabuklarının altında daha sonra da çürüyen bedenlerinde mantarlara, bakterilere, kurtçuklara ve ormanın çeşitli canlılarına ev sahipliği yaparlar. Sessiz ve dingin geçen uzun yıllar boyunca bu ev sahipliği devam eder gider. Zamanla doğanın yıpratıcı etkileri sonucu ağacın kabukları ve çürüyen gövdesi dökülmeye başlar. Sonuçta ağaçtan geriye reçine ile örülmüş ve asla çürümeyen özü kalır. Çoğu zaman kısa, budaklı ve biçimsiz olan bu özler ormanın derinliklerinde uzaktan garip hayvanlar gibi görünürler. Bu nedenle bu biçimsiz ve çirkin özlere halk dilinde “Çakal Eğesi” denir. Çakal eğeleri daha çok tutuşturmalık çıra olarak kullanılır. Kalın ve düzgün ağaçların içerisinden ise kerestelik özler çıkar.

Yakınlarda oturan bir köylü baltasını alır ve çam ağacı ölüsünün henüz dökülmeyen çürüklerini temizleyerek özünü meydana çıkarır. Bu işleme “öz çıkarmak” denir. Daha sonra baltasıyla özün fazlalık kesimlerini ve varsa budak başlangıçlarını siler ve kereste haline getirir. Bu keresteler iki katlı hanay köy evlerinin taban kirişleri ve yan atkıları olarak kullanılır. Öldü zannettiğimiz çam ağaçlarının özleri taş veya kerpiç duvarların üzerinde birkaç yüz sene daha yaşamaya devam ederler. Hatta günü gelip de bu taş veya kerpiç evler yıkıldığında, yıkıntılar arasında tekrar kullanabilecek yegâne inşaat malzemesi yine iki yüz yaşındaki bu özlerdir. Özlerin kötü tarafı ise bolca reçine içerdiklerinden, yani bir çeşit çıra olduklarından herhangi bir yangın esnasında kolay kolay söndürülememeleridir.

Ancak günümüzde çam ağaçları artık ayakta ölmüyorlar. Ya gelişimlerini tamamlamadan orman işletmesi tarafından kesiliyor ya da daha henüz fidan sayılacak yaşta kötü bir orman yangınında yok olup gidiyorlar. Ormanları sevelim ve onları koruyalım. Sevgilerimle…

Necati KüçüK
( Az Efe )

Photos from Az Efe's post 06/08/2025

GAZETE GÖRDES
Önceki gün Gördes'te benim de yazılarımın yayınlandığı, gazetegordes.com 'un bürosunda gazetenin baş yazarı Sayın Ahmet İnce Bey ile görüştük. Dostluğu ve konukseverliği için kendisine çok teşekkür ederim. Saygılarımla.

Want your public figure to be the top-listed Public Figure in Akhisar?
Click here to claim your Sponsored Listing.

Category

Telephone

Address

Akhisar